Kumbaba Oteli, Şile


Terkedilmiş, esrarengiz ve sır dolu Kumbaba Oteli, Şile

Şile; İstanbul’un en turistik ilçesi. Şile’ye İstanbul kent merkezinden bir saat içinde ulaşabiliyorsunuz. Kış aylarında çok sakin biryer olsa da yazın özellikle hafta sonları çok kalabalık oluyor. Uçsuz bucaksız dalgalı plajları herkese yetiyor. İnce kumdan oluşmuş sapsarı kum plajların güzelliği anlatılacak gibi değil. Şile’de plaj turizminin yanında Şile Bezi bir gelir kaynağı. Şile bezi plaj turizminin gölgesinde kalmış olsada hala direnmeye devam ediyor. Henüz birçok dükkan şile bezi satmaya devam ediyor. Başlıklar bunlarla da bitmiyor. Hele birde Şile’nin palamut zamanı balık restaurantlarında ki manzara eşliğinde yemek yerken muhabbet etmenin keyfi başka birşeyde yok. Koonaklama alternatifleri arasında ise merkezin hemen liman tarafında olan polis karakolunun karşısındaki Tümay Pansiyon’un sıcak ortamı Şile’nin tüm güzelliğini yaşatır size.

Bütün bunlar yanında biryer var ki orası  Kumbaba, Bizanslılar döneminde kum banyosu yapılan bir yer olarak biliniyor ve burdaki kumun romatizma gibi hastalıklara da iyi geldiği söyleniyor. Kumbaba Plajının tam ortasında bir esrarengiz terkedilmiş  bir otel var ki sanki başka bir zamanı yaşıyor. İstanbul’un yanı başında ki sır otelin bilinmeyenleri bulmaya çalıştım.  Şile belediyesi’de bugünlerde Kumbaba Plajı’nın tam ortasında ki eski Kumbaba Otel harabelerini restore ederek Şile Bezi üretiminin uygulamalı olarak gösterildiği bir tesise dönüştürecek.

Şilenin ilk turizm belgeli oteli olan Kumbaba Oteli yıllarca Şile’deki en iyi tesislerden biri olmuş hem donanım olarak hemde konum olarak gözde otelin sahibi bir Avusturyalı. Fakat zaman içerisinde değişen tercihler, yolunda gitmeyen hayatlar ve Kuveyt-Irak savaşı çıkmasıyla Türk Turizminin kötü etkilenmesi sonucu Şile’de payını almıştır, sonrasında kaçınılmaz son. Terk edilen bir otel ve yasal sürecinin uzun sürmesi terk edilmesine kadar gitmiş. Belediye tarafından oluşturulan bir proje ile yeniden hayat verilmeye çalışılıyor şimdilerde. Projeye göre yaklaşık 24.000m2’lik bir alan içerisinde olan tesis Şile bezi modelleme merkezine dönüştürülecek. Planlanan tesiste şile bezi üretimi gösterilecek hemde sergi ile birlikte satış noktası olacak. Böylelikle kumbaba plajının ortasındaki görüntü kirliliğinin önü kesilmiş olacak aynı zamanda da şile bezi tanıtımı yapılarak Şile’ye büyük bir katkı sağlanacak.

Kumbaba Otelini ziyaretimde gördüklerime inanamadım. Belli ki eskiden önemli ve aynı zamanda gözde bir yermiş. Sahilde gezinti yaparken burayı gören herkes mutlaka göz atıyor sanırım. Otelin girişinde yüzüstü yatmış kafası sonradan kırılmış çıplak bir kadın heykeli var. Madrid’de Castellano Bulvarında ki Fernando Botero’nun ‘Kadın ve Ayna’ eserine çok benzeyen bu heykel hemen otelin deniz tarafındaki girişinde. Otelin etrafını çöl gibi Şile kumsalı sarmış, etrafı kapanmak üzere. Bahçe girişinde ünlü katalan ressam Joan Miro heykellerini andıran bir küçük anıt var. Uzun süre sahipsiz kaldığından evsizler tarafından belli bir süre barınak olduğu anlaşılıyor. Daha önce dekoratif amaçla kullanılan birçok büyük amfora kırığı gördüm. Süs havuzları, özenle yapılmış yürüme parkurları ve fıskiyeli havuzuyla beraber hala güzel bir görüntüye sahip. Büyük duvarlarda sanat eseri resimler çizilmiş, örneğin erkekler tuvaletinin dış duvarında, odalara giden alanda birkaç duvarda kumbaba ve ana resimleri gördüm. Renkler beyaz duvar üzerine çarpıcı pastel tonlar kullanılmış. Mitolojiye yer verilmiş. Bütün bunlar yanında restaurant olduğunu düşündüğüm salonla içinde hala kırık dökük ve çürümüş, paslanmış mutfak malzemelerinin bulunduğu oda arasında iç dekorasyonu muhteşem olan bir başka oda gördüm. Orayı Kumbaba Odası olarak adlandıracağım, çünkü içeride hala canlılığını koruyan çiniler vardı. Osmanlıca olduğunu düşündüğüm kitabeler vardı. Tesisin yapım yılından çok sonra eklenmiş olduğunu düşündüğüm cami iç süslemelerine benzeyen ahşap pencere süslemelerini andıran pervazların yanında pilastik yada alçı dekorasyonu kullanılmış. Tavanda ki iki yuvarlak süsleme muheşemdi ve inanılmaz bir işçilikle yapıldığı aşikardı.

Çektiğim resimler yazımın desteği olacak şüphesiz ama ilgimi çeken bir diğer unsur da bacalarında pişmiş tuğla ve üzerindeki motifleri hala gördüğüm çini süslemeler vardı. Çok sayıda bacası vardı bina kompleksinin hem pencelere dizaynları hem parmaklıklar hemde kapı doğramaları oldukça özen gösterilerek yapılmış. Gerçek bir emek var tesiste, ne kadar süredir terk edildiğini bilemiyorum ama gördüğüm şu ki uzun zaman daha böyle terk edilse dahi yapımındaki emek yaşamının uzun olacağını hissettiriyor.

Şile’deki dostlarımdan ve eski çevreden öğrendiğim kadarıyla otelin sahibi Reiner yada Weiner adında bir Avustralyalı’ymış. Weiner olabilir gibi geliyor bana. Sayın Weinerin aynı zamanda bir koleksiyoncu olduğu söyleniyor. Oteldeki terkedilişten sonra geriye kalan malzelerin bu denli güzel olmasının sebebi de bu olsa gerek. İşler bozulup olaylar bu hale geldiğinde ise buradaki eserler yedi emine götürülmüş ve çoğunun akibeti bilinmiyor. Türkiye’de turizm patlaması yaşanmadan evvel yabancı turistleri agırlayan bu güzel tesisin hemen yanındaki nehirden bir sal ile karşıya geçilirmiş. Ehh! bu da Şile’deki doğa zenginliğinin bir parçası. Başka bir ismi varmıydı eskiden bilinmiyor ama uzun zamandır Kumbaba olarak anılıyormuş.

Şimdilerde otelin deniz tarafına bakan kısmındaki eskiden restaurant olduğunu düşündüğüm bölümünde ki büyük açıklıkta sanıyorum bir tören yapılmış. Nasıl bir tören bilemiyorum ama gördüğüm kadarıyla minik üçgenlerden oluşan değişik şekilleri renkli kağıtların üzerine, kağıtları da duvarlara dağınık olarak yapıştırmışlar. Camlar kırık ama bir muşamba ile kapatılmış, çok yakın zamanda yapılmış bir tören olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber aleminyum sarılmış büyükçe bir plaka gördüm bununda burda bir film yada klip çekilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Bütün bunları yaklaşık bir saat tesis ve çevresinde gezerek gördüm detaylı inceleyecek zamanım olmadı ama anlattıklarım ve gördüklerim çok enteresan bunu yazmamın sebebi ise beni çok etkileyen bir resim. Bu resmi dışarda, eski bir çerçevenin içinde gördüm. Duvardaki pastel renklerle yapılmış kumbaba resmine çok benzeyen sakallı bir yüze her tarafından yaratıklar saldırıyordu. Tablonun adını o yüzden ‘Kumbaba’nın Düşmanları’ koydum. Tesisi gezerken rastladığım orta yaşlı bir bey de buranın bir Avustralyalı’ya ait olduğunu söyledi ve eskiden buranın çıplaklar kampı olduğunu söyledi otelin önündeki yüzüstü duran ve baş tarafı kırılmış çıplak kadın heykelinin de onun bir sembolü olduğunu söyledi. Bu enteresan tesis beni çok etkiledi eğer Şile’ye yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Yazdıklarım tamamıyla benim düşünce ve gördüklerimden oluşuyor. Şile Belediyesi’nin projesiyle ilgili bilgileri belediyenin web sitesinden aldım.

Yavuz Aydın

 Kumbaba Otel kuşbakışı görünümü


Şile konaklamalarınız için tavsiye ettiğimiz Tümay Pansiyon iletişim ve  rezervasyon için 0216 711 21 44 Konukseverliğiyle gezinize tat katacak.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar

21 responses to “Kumbaba Oteli, Şile

  1. Kumbaba otelinde çocukluğumda kalmıştım. Gerçekten de çokgüzel bir oteldi. Daha çok Almanların ve diğer yabancı turistlerin tatil yaptığı bir oteldi. Bildiğim kadarıyla sahibinin annesi yabancıydı, babası Türk’tü. Çıplaklar kampı olduğuna gelince yabancı turistleri üstsüz bile görmedim. NadirenTürk’lerin üstsüz güneşlendiğine rastladığımı söylemeliyim. ancak otel görevlilerinin onları danazikçe uyardıklarına tanık olmusştum bir defasında. Bay Rainer’i ve annesini saygıyla anarız ailecek. Otelin akıbetinin böyle olmasi buyüzden beni çok üzdü.

  2. yazık olmuş…83-84 yazında bu motelde çalışmıştım. Sahibi Turan Aziz Beler adında eski bir gazeteci idi. Hanımı bir avusturyalı alman idi. bu kadının iki oğlu vardı. ama Turan beyden değil. Küçük oğlunun adı Reiner di. Otelin bu haline üzüldüm. Keşke birine satmış olsalardı. En azından korunmuş olurdu.

    • Merhaba, Turan Aziz Beler hakkında bir çalışma yapıyorum. Fakat kendisi hakkında edebiyat ansiklopedilerinde hiçbir bilgi yok. Hakkında bilgi vermeniz mümkün mü?

      • KUMBABA’NIN BABASI, KUMBABA’YI YARATAN ADAM, TURAN AZİZ BELER 14.05.1912-15.11.1988 Holywood’a giden ilk Türk gazetecisi, yazar ve çevirmen.

        1940lı yıllarda “Çocuklara Görgü, Gençlere Görgü” gibi isimlerle yayınladığı çevirileri… Adab-i Muaşeret kitaplarının yazarı. ‘40’lı yıllarda başlattığı ve günümüzde “Magazin” denen gazetecilik türünün piri.
        Sulukule tarihinin anlatıldığı “Beyoğlu piliçleri kitabının yazarı. “Türedi Ailesi” Romanıyla İstanbul Sosyetesinin sırlarını ortaya dökerek, Jet set ortamlarında büyük heyecan yaratan kişi.

        Eserleri : Türedi Ailesi, Beyoğlu Piliçleri, Yıldızlar Arasında, Sinsi Cazibe, Kibar hırsız. Kürtaj Cinayeti, WAR ADAM EIN TÜRKE, 1967’de Kitap çevirisi senaryo haline getirilen (SEVDA) filmi.
        Ediz Hun,Necdet Tosun, Nedret Güvenç’in oynadığı film. Bu kitaplar artık basılmadığı için yalnızca sahaflar bulunabilmektedir. Çengelköy’de gazeteci iken, 1953’te Şile’ye geldi. Şile ve civarında kendine yaşam alanı olarak seçeceği mekân arayışının sonunda kendine Karadeniz kıyısında Bir yanı Vaha, Bir yanı Çöl, Diğer tarafı Karadeniz olan araziyi kendine cennet eyledi.

        İlk önce oraya… Barınabileceği bir ahşap kulübe yaptı. Sonrasında… kulübesinin yanına, dere kenarından kestiği sazlarla üstünü örttüğü bir de çardak. O sessizliğin ve dinginliğin ortasında, o çardağın altıda yazdı bazı kitaplarını. Bir süre sonra, Maliye’den, Kumbaba adını verdiği araziyi kiraladı.
        Ahbaplık kurduğu, Has adamı Yeniköy’lü Şükrü Tuştaş usta ve Kızılcaköy’lü Talât Ali lakaplı, Cihan bey’in kayın pederi.
        Ali Bilgiç usta ile Sezonluk işçilerle birlikte çevriye, tabiata zarar vermeden, bölgedeki dokuyu koruyarak, Nehir Otelini yandan otele yol yapmak yerine, kumlar üzerine tahta döşeyerek malzeme taşıdı ve oteli yaptı. Taş yapı olarak tek katlı inşa edilen oteline “KUMBABA OTELİ” adını verdi. Ve bir Marka yarattı.
        “KUMBABA” Satmazlı Köyü’nden gelip, Şile’ye yerleşen Çaltı Osman’a ait olan ve Derenin Kızılca Köy tarafında olan Kamping ve Otel’e gidip gelmek için “Sal alanı” yaptığı araziyi satın aldı. Şile yönünde bulunan Otele, ulaşım ancak Kızılcaköy tarafından binilebilen sal ile mükündü. (bu gün de aynı) O dönem Salda çalışan, Molla İbrahim Uzun, Ana yoldan Köprü sapağı yönüne Korsan dürbünüyle bakıp Turan beye, “Beyim beyim Köprüden 3 Araba daha daha geliyor, 2 araba daha geliyor.” diye Otele doğru seslenip Turhan beye haber verirdi. Sal boş iken sürekli otel tarafında dururdu, sebebi, Karşı kıyıda durup ta, Otel ya da Şile yönüne kestirme yolda gitmen isteyen Otel müşterileri ve köylü vatandaşlar, Salı oldukları yere çağırırlar.
        Bu durumda da salcıya mecburen bahşiş verme durumu ortaya çıkardı. O devirler…50’li, 60’lı, 70’li, 80’li yıllar… İş durumu, para durumu malûm. Parası olanlar bahşiş, olamayanlar bir-İki yumurta ile geçiştirler. O salda kimle çalışmadı ki, Osman, Ömer, Laz Nizam, Yeniköy’lü Fadıl, Ahmetli’den Halil abi, Kalaycı Hüseyin… Çalışan İşçiler mutlaka şort ile çalışırlardı. Çünkü Özel olarak yetiştirdiği Kurt köpeği Kısa pantolon şort giymeyenlere, güvenlik açısından, “bu kişi ya da kişiler bizim otelin personeli- Müşterileri değil” olarak algılayıp saldırırlardı.
        Şile’de kazandığı paraları, yine Şile insanıyla paylaşırdı. Köylü kadınları mutfakta, otelde, bahçe peyzaj işlerinde, temizlik, bakım ilerinde çalıştırır, Onların ürettiği, yetiştirdiği ne varsa, yumurta, yoğurt, peynir, tereyağı… Üretilen sebze meyleri satın alır. Et, süt-yoğurt-peynir ve tereyağlarını otelde değerlendirirdi. Köylüye iş yaratırdı. Köylülere kazanç sağlamanın yanı sıra, Şile esnafından alışveriş yapar onlara da kazandırırdı, kasaplar, manavlar, (o dönem büyük market yok)bakkallardan peşin alışveriş yapar, yanında çalışan tüm personelin aylık ya da haftalık ödemelerini o dönem… 1955-1960-70-80 yılları Ziraat Bankası çek ile yapardı. O dönem bu tarz ödeme şeklini kimse bilmezdi. Şile’nin bazı esnafları o dönem, tabiri caiz ise, o tarz varlıklı insanları çok zengin olarak beller ve yolunacak kaz diye yolmaya kalkışırlardı. O da bu durumu çözmüş ve yanında çalışan üç kağıtçıları ve esnafı ayırmıştı.
        20 Şubat 1970’de Temelleri atılan ve Cumhuriyetin 50. Yılında büyük törenlerle 30 Ekim 1973’açılan 1. Boğaz köprüsü Anadolu yakası çıkışına, İlk Sarı Şile tabelasını astıran kişi. Karayolları Genel Müdürlüğüne Dilekçe ile müracaat edip Tarihi ve turistik bir kasaba olduğunu, Roma-Bizans’lıların burada yaşadıklarını ispatlayıp kabul ettirdi ve sarı fon üzerine ŞİLE tabelasını astırdı. Yeşilköy (Şimdiki adı ATATÜRK HAVA ALANI) hava alanında Kumbaba tabelası vardı. Grup olarak gelen Turistler geldiklerinde o tabela altına toplanırlar, otobüsle o kafileleri şileye taşırdı. Yaptığı reklamlarda, Broşürlerde Karadeniz’de çöl misafir hanesi olarak tanıttı. Konum ve birikim itibariyle, Herkese sevgiyle bakardı. Şile insanı ile dostluk kurmuştu. En yakın dostu Ahmet Çayıroğlu idi. Station Mercedes’i, Eğitimli Kurt Köpeği, (Köpeğe, Otur dediği anda köpek Ne yaparsanız yapın kıpırdamadan öylece orada otururdu.) Fötr Şapkası, Askılı pantalonu, Şıklığı, Piposu, Görkemli bıyıkları, Enerjisi, Sosyalliği, Tüm Şile’lilerle barışıklığı… Develeri, Kum zambakları, Tarihi eserleri, yazarlığı, çevirmenliği, Sosyal kişiliği, Şile sevgisi, Sıra dışı turizm anlayışı ile farklı bir kişilik idi. 60 yıl öncesinden Kum zambaklarının önemini kavramış, onları büyük titizlik ve itina ile korur, kimseye koparttırmaz. Kopartmaya yeltenenlere seslenip uyarırdı. (Yıl 2013 biz hâlen daha bunu başaramadık!)
        O yıllar Kumbaba plajında sahilde, ağaç direklerde iki yerde Hoparlörler vardı. Oradan anons yapardı. İlk Anons “Kum zambaklarını koparmayın.” 2.Anons Can güvenliğiniz için denizde fazla açılmayın.” 3.Anons “Güneş ışınları çok yakıcı güneşte fazla kalmayın.” Anonsları Türkçe, Almanca, İngilizce, Fransızca yaptırırdı ki herkes anlayabilsin…! 60’lı yıllarda üstsüz denize girilirdi ve bunun hiç kimse için sakıncası yoktu. Kamping sahasına, karavanlar, çadırlı turistler, Uyku tulumlu turistler, Özel arabaları ile Otobüs ile Uçaklarla turist gelirdi. Hippileri, Çiçek çocuklarını, Uyku tulumlarını, Kamping Çadırlarını, Karavanları, Turizmi, Turizmin bereketini, Otelciliği, Pansiyonculuğu, Yabancı insanları, Onların Şıklığını, Zarif davranışlarını, görgülü olmalarını, cana yakın oluşlarına tanıklık etmiş, üç kelime Türkçe konuşmaya çabalamaları hep hoşumuza gitmiştir.
        Turistleri Yeşilköy hava alanından yıllarca Raşat Ay getirdi. Shevrolet İmpala, Cadillac. Kelebek taksi ile… Ki; o yılların en lüks ulaşım aracı idi. (Ayağımıza Trabzon lastiğini bile zor bulduğumuz dönem) Otantik Şile ve yöresel eserlerle Etnografya müzesi oluşturdu. Tırmık, orak, çapa, düven, yalak, ekmek tekneleri, eski cepkenler, dokuma kimler, heybeler, öküz arabaları, kara sabanlar, övendireler, direnler, tırmıklar, maşrabalar, güğümler, kazanlar, siniler, tepsiler, sahanlar, bakraçlar, avizeler, şamdanlar, kandiller, gaz lambaları, destiler, fıçılar, tulumbalar, asma kilitler, kapı kolları, koyun, keçi, inek, manda çanları, ziller, dibekler, harman taşları, bulgur öğütme değirmen taşları v.s Ve Arkeoloji müzesine kayıtlı Roma ve Bizans dönemi Arkeolojik eserleri…. İki kurt köpeği olmadan onlarsız hiçbir yere gitmezdi. O dönem süper marketler yoktu. Saatçi Recep’in dükkânın önündeyken daha, Çarşıya mevcut bakkallardan alışverişe gelirken, biz onun geldiğini Çıkrıkçı Cemalettin amcadan bisiklet kiralarken, piposunun kokusundan anlardık. O da tüm mütevaziliği ile bizleri tek-tek selâmlardı. Her sabah mutlaka, kahvaltıya ve güne başlamadan Deredeki su kaplumbağalarını yemleyip beslerdi. Dedik ya fark yaratmak… Sofular köyünde Hüseyin Çelik’ten küçük bir çektirme satın aldı. Onu, Karaya, Kumların üzerine çektirdi. O çektirme Gemisini Turistler için soyunma kabini yaptırdı. Yan tarafından kapı açtırıp ambar bölümünü soyunma kabini yaptı. Hayatlarında böyle ezantrik bir soyunma kabini görmemiş Turistlerin yaşadığı mutluluğu düşünün…! Teknenin adını “SOYUN” yazdı. “KARADENİZ’DE BİR ÇÖL MİSAFİRHANESİ” demiştik. Gelen misafirlere o atmosferi yaşatmak için, İki de deve satın almıştı. Ki o develeri Konyalı deveci Mevlût’tan başka kimse yönetemezdi. Develerin üstüne birkaç kat Halı serer, Turistleri develerin üstüne oturtur, Dere ağzına doğru gezdirilir, onlarda bundan büyük mutluluk duyarlardı. O dönem…

        Turizmin neden bu kadar yoğun olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyormuyuz? Oto yoldan ahşap köprüden sola… Kumbaba kamping alanına sapış, Sazlarla kaplı toprak yoldan, dere kenarından, kurbağa sesleri, kuş cıvıltıları arasından orman içine kamp alanına varış, yorgunluk çayı-kahvesi içilerek o cangıl içinde, yarım saat istirahat, valizleri, bavulları, kişisel eşyaları alıp o dar ve yüksek otların, sazların arasından Sala varış. On dakika sal yolculuğu, karşı kıyıya varış… Kurbağalar, yusufcuklar, su kaplumbağaları, Kefal balıkları, Su yılarının yanından Sazlıkların arasından geçip, saldan inip, dar patika yoldan, kızgın kumlar üstünden Yedi yüz metre zorlu yürüyüş… Çöl ile buluşma, Antik eserler arasından, Çan kulesinin altından geçiş, Sahra oteline varış. Yöresel yemekler, börekler, kebaplar, sucuk partileri, Plaj eğlenceleri, Çektirme teknesi soyunma kabinleri, Deve gezileri, At üstünde köy turları, Kamp ateşi etrafında Gitar eşliği, Harem gecesi eğlencesi, Son akşam veda yemeği partisi… “KARADENİZ’DE BİR ÇÖL MİSAFİRHANESİ” İşte;Fark yaratmak…! Türkiye’ye Turizmi tanıtan, nasıl yapılması gerektiğini öğreten, yaptıklarıyla, yaratıklarıyla ders veren uç adam. Ta ki, vefatına kadar…

        Çok sevdiği Avusturya’lı eşi ile birlikte Şile’de yaşadı. Şile’yi hem Türkiye’ye hem de dünyaya tanıttı. Onunla başladı her şey. Onunla başladı Turizm…!

        O gün geldiğinde aramızda ayrılıp da yarattığı Kumbaba öksüz kaldı. Geride kalanlar taşıyamadılar mirası. Maliyeden gelen haciz ile eski itfaiye merkezinin önüne taşındı tüm eşyalar, eşyaları taşıyan işçinin kafasındaydı O Fötr şapka, iş bitince attılar yere, bastılar üstüne, terk edip gittiler sonra. Öylece kaldı eşyalar orada, resimler, fotoğraflar, anıların saklı olduğu onca obje haftalarca atılı kadı… Şimdi akıbetlerini bilen yok. Yıllarca sahipsiz kaldı Kumbaba, Öksüz kaldı. Kimsesiz öylece. Umursamadık. Umursamadılar… …Ve 30 Temmuz 2013 saat:11:30 Yaktılar… Yok ettiler nihayet. Aslında o yangınla, geçmişe dair ne varsa… Tarih, anılar, hatıralar, yürekler de yandı. Bir Kış günü ayrıldı aramızdan Turan Aziz, İz bırakarak. Gitmedi aslında, bakın hâlen daha konuşuyoruz. Şile’de Turizm konusu olduğunda, Turan Aziz BELER konuşulur. Onun adı geçer her toplantıda. Vefat etmeden önce şöyle vasiyette bulunur… “Beni, sadık dostum Ahmet Çayıroğlu’nun yanına defnedin.” Vasiyet gerçekleşir. Şile’nin İki Klas şahsiyeti, Yeri doldurulamayan İki Karizmatik kişilik bu gün Yan yana Sonsuzluk uykusundalar… 5 Ağustos 2013 Sabri KAYACIK

  3. Verdiğiniz bilgiler ve ayırdığınız zaman için teşekkür ederim. Sizin anılarınız canlandı keşke dediğiniz gibi olsaydı harabeye dönüşmeseydi otel. Saygılarla

  4. Çocukluğum döneminde her yaz Şileye tatile giderdik 1-2 ay kalırdık. 1992 yazından beri. İlk keşfettiğimizde yerliden çok turist müşterileri olurdu. Hatta Babam ve tatilci arkadasları bu otelin oldugu yöne sık yürüyüşler yaparlardı. Üstsüz güneşlenen turistleri keşfe.. Herkesin keşfi ayrı.. Otel ıssızlaşmıştı ve artık kimse gelmediği dönemlerdede biz keşfe çıkardık. İçerideki yapının farklılığı heykellerin olması bize sanki büyülü bir yerdeymişisiz hissini verirdi. Kara ile bağlantısı yoktu. Kumsaldan içeriye dogru ilerledikçe mnik taşlı bir yol otele dogru götürüyor ve hatta otelin içinden diğer cıkısına kadar o taslar devam ediyor ve taslı yol boyunca heykellerde devam ediyordu. Taşlı yolun sonunda bir göl ve karsıında yola ulaşılıyordu sal ikle karşıya geçilebiliyordu. Sanrım tatil için gelelnler o sal ile otele giriş yapıyordu Çok egzotik 🙂

  5. I have been in Kumbaba in 1985, 1989 and 1990. Ist was a paradise. I’m very sad about the situation I see on the pictures.

    Jo from Germany

    • Hi Jo, There is a project of the Municipality of Sile, if happens, an art center, Sile cloth weaving workshop will continue to serve as a tourist.

  6. 1986 yılında bende burada calıstım.sahıbı turan azız beler ısmınde bır tarıh yazarıydı.otelın bu hale gelmesıne gercekten uzuldum. yanlız dedıklerı gıbı cıplaklar kampı degıldı. aksıne cok degerlı mısafırlerı vardı

    • Merhaba, Turan Aziz Beler hakkında bir çalışma yapıyorum. Fakat kendisi hakkında edebiyat ansiklopedilerinde hiçbir bilgi yok. Hakkında bilgi vermeniz mümkün mü?

  7. kendi ağzıyla ‘holivud’a giden ilk türk gazetecisi’. yazar ve çevirmen. 1940lı yıllarda görgü, çocuklara görgü, gençlere görgü gibi isimlerle yayınladığı çeviri adab-i muaşeret kitapları vardır. ayrıca günümüzde magazin denen gazetecilik türünün piri sayılır. istanbul sosyetesinin sırlarını isim vermeden ifşa eden ‘türedi ailesi’ isimli romanı zamanında çok heyecan yaratmıştır. bir de şile-kumbaba’da bir cadde varmış ismini taşıyan.

  8. arkadaşlar, yazılarınızın hepsini teker teker okudum. hepsi cok güzel bilgiler fakat ben şu an şilede yaşıyorum. ve her yaz otelin bulunduğu sahilde oluyorum. gectiğimiz yaz arkadaşlarımla fotoğraf çekimi yapmak için gitmiştim. çok izbe ve harabe bir yere dönüşmüş. gece geç saatlerde evsizlerin ve tinercilerin barındığı bir mekan haline gelmiş. üzülüyorum ama gerçekler bunlar.haberınız olsun, verdıgınız bılgıler ıcın tesekkur ederim

  9. Otelin asıl sahibi Türk, Turan Aziz – soyadını şu anda net hatırlamıyorum sanıyorum Beler- dere boyundaki yol onun adıyla anılıyor hala. Eşi yabancı, Rainer de oğlu, sanıyorum öz oğlu da değil, bu kısmını büyüklerime sormam lazım. Turan Aziz muazzam bir adam tesisi yaparken aynı zamanda derenin diğer tarafına camping alanı kuruyor. Ağaçlar dikiyor, o yıllarda cennet gibi bir yer. Sonra o ağaçlar kesildi, şimdi yerlerinde yapımı yarım bırakılmış iğrenç bir otel binası var. 80’li yıllarda otelin en büyük özelliklerinden biri develeri, karadan denize erzakları bu develer taşıyor, sonrada tursitleri gezdiriyorlardı. Sürünün en önündeki devenin adı Ayşe idi. Develer sıra ile sala biner bizler gibi karadan kuma böyle geçerlerdi. Bir de çok nadir Türk turist olurdu, biz onlardan biriydik, orada büyüdüm, her yıl 3 ayım o cennette geçti. Öğle saatinde müzikle birlikte herkesi öğle yemeğine çağırırdı. Bir de deniz tarafında harika çardaklar vardı. Hemen yanında güya karaya vurmuş bir gemi vardı. Aslında soyunma kabimiydi bu gemi. Köpeklerini çok sever her sabah kara tarafına geçer, iki yanı ağaçlıklı yolda köpeklere özel rampalar konur ve çalışmalar yapılırdı. Bir de dere boyunca (pot deresi) görsel bir şölen olan sazları Turan Aziz’in diktirdiğine dair söylentiler vardı. Turan Aziz öldükten sonra oğlu Rainer aynı aşkla devam ettiremedi işletmeyi. Zaten ailenin Avusturya’da kayak merkezleri de vard, sanırım oraya gitti, bundan emin değilim. Kamp tarafında kalanlar için sal günün her saati hazırdı, bir iple iki kıyıya bağlı salı, salın hemen yanında iki çalışanların kaldığı binada kalan abiler çekerdi. Sal çıkış dörtlü bir çeşme, daha sonradan yıkılacak bir restaurant ve toplu tuvaletler ve duşlar vardı. Cennetle eş değer bu tesis Alman, Polonyalı ve Avusturyalı turistlerle ağzına kadar dolardı. Bu detayları hatırlamama vesile olduğunuz için teşekkürler. Ne yazık ki otel geçen sene yandı. Bir rivayete göre restorasyon için para alınmış ama hiç bir şey yapılmamıştı, yakmak günümüze uygun bir yöntem oldu. Kumbabaya 1,5 yaşında adım attım 38 yaşındayım, orada artık bir evim var. Kızlarım da kumbabaya aşık ama tabiii benim çocukluğumdan çok ama çokkk farklı…

    http://www.kendingez.com/PageDetail.aspx?PageID=41590

  10. Geri bildirim: Kumbaba | Öğrenince Mutluyum·

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s