Terkedilmiş, esrarengiz ve sır dolu Kumbaba Oteli, Şile

Şile; İstanbul’un en turistik ilçesi. Şile’ye İstanbul kent merkezinden bir saat içinde ulaşabiliyorsunuz. Kış aylarında çok sakin biryer olsa da yazın özellikle hafta sonları çok kalabalık oluyor. Uçsuz bucaksız dalgalı plajları herkese yetiyor. İnce kumdan oluşmuş sapsarı kum plajların güzelliği anlatılacak gibi değil. Şile’de plaj turizminin yanında Şile Bezi bir gelir kaynağı. Şile bezi plaj turizminin gölgesinde kalmış olsada hala direnmeye devam ediyor. Henüz birçok dükkan şile bezi satmaya devam ediyor. Başlıklar bunlarla da bitmiyor. Hele birde Şile’nin palamut zamanı balık restaurantlarında ki manzara eşliğinde yemek yerken muhabbet etmenin keyfi başka birşeyde yok. Koonaklama alternatifleri arasında ise merkezin hemen liman tarafında olan polis karakolunun karşısındaki Tümay Pansiyon’un sıcak ortamı Şile’nin tüm güzelliğini yaşatır size.

Bütün bunlar yanında biryer var ki orası  Kumbaba, Bizanslılar döneminde kum banyosu yapılan bir yer olarak biliniyor ve burdaki kumun romatizma gibi hastalıklara da iyi geldiği söyleniyor. Kumbaba Plajının tam ortasında bir esrarengiz terkedilmiş  bir otel var ki sanki başka bir zamanı yaşıyor. İstanbul’un yanı başında ki sır otelin bilinmeyenleri bulmaya çalıştım.  Şile belediyesi’de bugünlerde Kumbaba Plajı’nın tam ortasında ki eski Kumbaba Otel harabelerini restore ederek Şile Bezi üretiminin uygulamalı olarak gösterildiği bir tesise dönüştürecek.

Şilenin ilk turizm belgeli oteli olan Kumbaba Oteli yıllarca Şile’deki en iyi tesislerden biri olmuş hem donanım olarak hemde konum olarak gözde otelin sahibi bir Avusturyalı. Fakat zaman içerisinde değişen tercihler, yolunda gitmeyen hayatlar ve Kuveyt-Irak savaşı çıkmasıyla Türk Turizminin kötü etkilenmesi sonucu Şile’de payını almıştır, sonrasında kaçınılmaz son. Terk edilen bir otel ve yasal sürecinin uzun sürmesi terk edilmesine kadar gitmiş. Belediye tarafından oluşturulan bir proje ile yeniden hayat verilmeye çalışılıyor şimdilerde. Projeye göre yaklaşık 24.000m2’lik bir alan içerisinde olan tesis Şile bezi modelleme merkezine dönüştürülecek. Planlanan tesiste şile bezi üretimi gösterilecek hemde sergi ile birlikte satış noktası olacak. Böylelikle kumbaba plajının ortasındaki görüntü kirliliğinin önü kesilmiş olacak aynı zamanda da şile bezi tanıtımı yapılarak Şile’ye büyük bir katkı sağlanacak.

Kumbaba Otelini ziyaretimde gördüklerime inanamadım. Belli ki eskiden önemli ve aynı zamanda gözde bir yermiş. Sahilde gezinti yaparken burayı gören herkes mutlaka göz atıyor sanırım. Otelin girişinde yüzüstü yatmış kafası sonradan kırılmış çıplak bir kadın heykeli var. Madrid’de Castellano Bulvarında ki Fernando Botero’nun ‘Kadın ve Ayna’ eserine çok benzeyen bu heykel hemen otelin deniz tarafındaki girişinde. Otelin etrafını çöl gibi Şile kumsalı sarmış, etrafı kapanmak üzere. Bahçe girişinde ünlü katalan ressam Joan Miro heykellerini andıran bir küçük anıt var. Uzun süre sahipsiz kaldığından evsizler tarafından belli bir süre barınak olduğu anlaşılıyor. Daha önce dekoratif amaçla kullanılan birçok büyük amfora kırığı gördüm. Süs havuzları, özenle yapılmış yürüme parkurları ve fıskiyeli havuzuyla beraber hala güzel bir görüntüye sahip. Büyük duvarlarda sanat eseri resimler çizilmiş, örneğin erkekler tuvaletinin dış duvarında, odalara giden alanda birkaç duvarda kumbaba ve ana resimleri gördüm. Renkler beyaz duvar üzerine çarpıcı pastel tonlar kullanılmış. Mitolojiye yer verilmiş. Bütün bunlar yanında restaurant olduğunu düşündüğüm salonla içinde hala kırık dökük ve çürümüş, paslanmış mutfak malzemelerinin bulunduğu oda arasında iç dekorasyonu muhteşem olan bir başka oda gördüm. Orayı Kumbaba Odası olarak adlandıracağım, çünkü içeride hala canlılığını koruyan çiniler vardı. Osmanlıca olduğunu düşündüğüm kitabeler vardı. Tesisin yapım yılından çok sonra eklenmiş olduğunu düşündüğüm cami iç süslemelerine benzeyen ahşap pencere süslemelerini andıran pervazların yanında pilastik yada alçı dekorasyonu kullanılmış. Tavanda ki iki yuvarlak süsleme muheşemdi ve inanılmaz bir işçilikle yapıldığı aşikardı.

Çektiğim resimler yazımın desteği olacak şüphesiz ama ilgimi çeken bir diğer unsur da bacalarında pişmiş tuğla ve üzerindeki motifleri hala gördüğüm çini süslemeler vardı. Çok sayıda bacası vardı bina kompleksinin hem pencelere dizaynları hem parmaklıklar hemde kapı doğramaları oldukça özen gösterilerek yapılmış. Gerçek bir emek var tesiste, ne kadar süredir terk edildiğini bilemiyorum ama gördüğüm şu ki uzun zaman daha böyle terk edilse dahi yapımındaki emek yaşamının uzun olacağını hissettiriyor.

Şile’deki dostlarımdan ve eski çevreden öğrendiğim kadarıyla otelin sahibi Reiner yada Weiner adında bir Avustralyalı’ymış. Weiner olabilir gibi geliyor bana. Sayın Weinerin aynı zamanda bir koleksiyoncu olduğu söyleniyor. Oteldeki terkedilişten sonra geriye kalan malzelerin bu denli güzel olmasının sebebi de bu olsa gerek. İşler bozulup olaylar bu hale geldiğinde ise buradaki eserler yedi emine götürülmüş ve çoğunun akibeti bilinmiyor. Türkiye’de turizm patlaması yaşanmadan evvel yabancı turistleri agırlayan bu güzel tesisin hemen yanındaki nehirden bir sal ile karşıya geçilirmiş. Ehh! bu da Şile’deki doğa zenginliğinin bir parçası. Başka bir ismi varmıydı eskiden bilinmiyor ama uzun zamandır Kumbaba olarak anılıyormuş.

Şimdilerde otelin deniz tarafına bakan kısmındaki eskiden restaurant olduğunu düşündüğüm bölümünde ki büyük açıklıkta sanıyorum bir tören yapılmış. Nasıl bir tören bilemiyorum ama gördüğüm kadarıyla minik üçgenlerden oluşan değişik şekilleri renkli kağıtların üzerine, kağıtları da duvarlara dağınık olarak yapıştırmışlar. Camlar kırık ama bir muşamba ile kapatılmış, çok yakın zamanda yapılmış bir tören olduğunu düşünüyorum. Bununla beraber aleminyum sarılmış büyükçe bir plaka gördüm bununda burda bir film yada klip çekilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Bütün bunları yaklaşık bir saat tesis ve çevresinde gezerek gördüm detaylı inceleyecek zamanım olmadı ama anlattıklarım ve gördüklerim çok enteresan bunu yazmamın sebebi ise beni çok etkileyen bir resim. Bu resmi dışarda, eski bir çerçevenin içinde gördüm. Duvardaki pastel renklerle yapılmış kumbaba resmine çok benzeyen sakallı bir yüze her tarafından yaratıklar saldırıyordu. Tablonun adını o yüzden ‘Kumbaba’nın Düşmanları’ koydum. Tesisi gezerken rastladığım orta yaşlı bir bey de buranın bir Avustralyalı’ya ait olduğunu söyledi ve eskiden buranın çıplaklar kampı olduğunu söyledi otelin önündeki yüzüstü duran ve baş tarafı kırılmış çıplak kadın heykelinin de onun bir sembolü olduğunu söyledi. Bu enteresan tesis beni çok etkiledi eğer Şile’ye yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Yazdıklarım tamamıyla benim düşünce ve gördüklerimden oluşuyor. Şile Belediyesi’nin projesiyle ilgili bilgileri belediyenin web sitesinden aldım.

Yavuz Aydın

 Kumbaba Otel kuşbakışı görünümü


Şile konaklamalarınız için tavsiye ettiğimiz Tümay Pansiyon iletişim ve  rezervasyon için 0216 711 21 44 Konukseverliğiyle gezinize tat katacak.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar