Riviera Güzellemesi


Bir kez daha gelsem hayata İtalya’yı seçerdim. Ama ya bir kez daha gelmezsem, nolcak o zaman? Yıllardır sorarlar nerde yaşamak istersin diye ya, ben hep Italya derim zaten. Hangi şehir diye sorunca net cevap veremem ama italya olduğuna eminimdir hep.
milano
Her şehrin güzelliği avantajı vardır burda Roma’yı da severim Floransa’ya da kurban olurum. Venedik’e doymam, Milano’ya kızar ederim ama yeşilliği ve ovası ile kalbimi kazanmıştır o da, zaten vakur Verona’yı sevmemek mümkün değildir, Napoli karmaşadır ama Körfezi, karşıki dağları ve bağları ile gideri olabilecek bir yerdir. Bizimle aşağı yukarı aynı nüfusa sahip olsa da birkaç milyondan fazla insan üst üste yaşamaz şehirlerde. Kırsalın cazibesi vardır. Orda karnını doyurabilen, huzurlu yaşayan insanlar şehirlere işgalle sonuçlanan akınlar düzenlemez. Hiç yoktan bir Sirmione, Como, Torino, Cenova, Ancona, Bari, Sicilya ve Sardinya kim diyebilir kötüdür diye? Ve ama ne biliiim en küçük ortaçağ kasabalarına da bayılırım her gidişimde. Ama bir türlü diyemem şurasını seçerdim diye.
Bunun yanında Côte de Azur kıyıları ile Fransa genellikle kafamı karıştırır ulan derim, bazen fransız olmak da avantajlı baya, baksana şu lüks, şaşaa, güzelliklere derim, sonra Fransızlar’ın ağırbaşlılığı ve ciddiyeti, mesafesi de beni hiç rahatsız etmez ki, işte böyle tartarım kendimi, gittiğim yerleri durmadan 🙂 Sanırım bugün nihayet bisiklet sezonunu açtığım Sanremo’nun yaşamak istediğim yer olduğundan eminim. Zaten burdan Milano’ya 298 km’lik bir bisiklet parkuru olduğunu her baharda yarışlar yapıldığını biliyoruz, söylemekten dilimizde tüy bitiyo da bugün parkurun Ospidaletti, Riva Ligure arasını bisikletle geçtim, gidiş dönüş 32km yol yaptım. Öğle sıcağında 5.7km bir tünelden geçmenin soğuk duşa eş değer etkisiyle başladı yolculuğum. Tünelden çıktığımda Doğa üstü bir deneyim yaşamış gibiydim. Rio’daki 200m lik tünellere girerken başlayıp sağ çıkana kadar okuduğum dualar ve korkudan eser olmadı. Insanlar büyük rahatlık ve güven hissiyle uzun tünellerden geçebiliyor burda. Herkese eşit güzellikler, imkanlar sunabilen riviera yerleşimleri sözkonusu çünkü. Tünellerin dışındaki manzaralar inanılmaz. Hayatımda hiç bu kadar çok çiçek, ot, toprak, deniz kokusunu bir arada ve üstüste duymadım. Hep tepeden viyadüklerden izlediğim manzaranın içinden geçmek, viyadüklere aşağıdan bakmak, seni yendim viyadük demek ahahah! Neşeliyim bugün, çünkü insanların insanca yaşadığı yerler olduğunu da görmek çok güzel, insanca yaşayamayan ne kadar çok insan olduğunu gördükçe hele. Doğanın içinde olmaksa her daim paha biçilemez. Ve biraz da endorfin patlaması yaşıyorum galiba laf aramızda. Rivierada yaşayanların lüksü coğrafyanın güzelliğinden ve insanca şartlardan geliyor, görgüsüz, aceleci bir sahip olma hırsıyla yaşayıp, sahip olduklarına yenisini katma hırsı içinde ellerindekini değersizleştirmek hatasına kapılmıyorlar sanki. Eskiden kıskanırdım ama nerde doğacağımızı seçemiyoruz, onlarda burda doğmayı seçmediler napsınlar yazık. Son derece içten bir şekilde yaptığım en büyük duam tüm insanların en az bu standartları yaşayabilmesi. Ve çok saygı duyuyorum Italyanların ellerindekinin değerini bilişlerine, hakkını verişine, çalışkan, hayal gücü geniş, zeki insanlar olmalarına. Ufak bir paninoteca’da hayvanlarıyla ve arkadaşlarıyla oturup mütevazi ama lezzetli yemekler yiyip sohbetler edebilmektir lüks, bunun farkındalığı ile yaşanıyor hayat burda. Aslında çok bağırarak konuştukları zamanlar rahatsız oluyorum. Sevmiyorum tantanayı pek. Ama güzeller yine de varsın böyle olsunlar. Sokaklarda içme suyu akan çeşmeler olmasıdır da lüks bence. Bisikletle ve korkmadan ezilmeden ilerleyebileceğin güzergahlar ve evinde içme suyu akmasıdır. Çöpleri karıştıran bir çocuğun abla bir lira versene su alacağım dememesi, çöpleri karıştıran çocukların olmamasıdır. Italya iyidir her bağlamda hem çünkü deniz severim ben, tepe, dağ severim ve yeşile ölürüm, çiçekleri hep koklarım görünce. Tam bir panini insanıyım, mozzerella, parmesan, zeytinyağı bunlar benim de olayım. Pizzanın iyisini yerim, makarnasız hayat düşünemem. Ekmek yoksa focaccia yiyebilirim rahat. Şarap, spritz, kahve, balzamik, tiramisu falan çok bayıldığım şeylerdir. Ve toplu taşıma araçlarından ürkerim, arabam olmadığı için bilmem keyifini ama tam bir bisiklet severimdir, bakıyorum da isteyebileceğim herşey burda sanırım, Sanremo’da ortaçağ şehri bile var, şehir şehir içinde. Ilk geceki heyecanımı hiç unutmam o La Pinga’nın içine yorgun perişan düştüğüm. Dönüşte taksicinin son sesle Enigma çalması hiç sıradan değildi hem. Işığı söndürdüm, derin bir nefes aldım ve gevşedim, ya dünyaya bir daha gelmezsem diye planımı hazırladım, şöyle ki 😉 kışa İtalyanca öğreniyorum. En fazla 2 yıl daha çalışıyorum, sonra Sanremo’dan bir kaç bisiklet ve iki ev alıyorum. Çünkü yaşadığı şehrin festivalleri olmalı insanın. Müzik, çiçek, havai fişek bunları seçtim. Aslında havai fişek kısmını idare edeceğim. Evlerin biri sahilde güller ve sardunyalarla bezeli bir bahçe içinde, öbürüsü La Pigna’da, bir stüdyo. Atölye yapacağım orayı. Bir sanatım yok henüz ama olmazsa da kitap okumaya falan gittiğim bir atölye olacak, hem çay falan demler içerim orda, canım isterse gece de kalırım bazen. Neticede en büyük proje kendimiz. Yaşamak da bir sanat 🙂 Hem sınırlar da ne oluyor canım. Birileri çizdi diye biz çemberin içinde mi kaldık ya da dışında? Dünyadır evimiz. Bizi en çok daraltan sınırlar kafamızda çizdiklerimiz.

Kadriye Uyak
Profesyonel Turist Rehberi

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s